ENG

IKSP

SERGİLER
YURTDIŞI SERGİLER

AŞK-I NEBİ DOĞUMUNUN 1443. YILINDA Hz. PEYGAMBER

İnsan ruhunu en çok tatmin eden husus, zarif, ince bir duygu; yüce, ulvi bir sevgi; derin, metafizik bir muhabbet ve kaynağını Yüce Yaratıcıdan alan aşktır. Bu durumu Pertevniyal Valide Sultan ne güzel dile getirmiştir: “Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl / Muhammed’siz muhabbetten ne hasıl.” Peygamber Efendimiz Sevgililer Sevgilisidir, Habibullah’tır. O, muhabbetten meydana gelmiştir. Çünkü o ilahi sevginin eseridir. Dolayısıyla Muhammed’siz bir sevginin ne önemi vardır, ne de kıymeti. Böyle bir sevgiden bir şey de oluşmaz. Millet olarak bizim sevgi merkezli bir peygamber tasavvurumuz vardır.

“Muhammed” denildiğinde milletimizin o isme karşı gösterdiği hürmet, çocuklarımıza verdiğimiz Efendimiz Muhammed Mustafa’nın isimleri, kız ocuklarımızın isimlerinin önlerine yahut arkalarına eklediğimiz “gül” ismi, müstakil “gül” ismi, hep Gönüller Sultanı Peygamber Efendimize (sas) duyduğumuz tarifi imkânsız sevgi ve muhabbetin, aşk-ı nebî'nin tezahürleridir.

Aşk-ı nebî, bizim tarihimizin, bizim kültür ve medeniyetimizin temelini oluşturmaktadır. Sanat ve estetik anlayışımızda, zarafet ve güzellik anlayışımızda, şehirlerimizde, mimarimizde, edebiyatımızda, şiirlerimizde, naatlarımızda, ilahilerimizde, kasidelerimizde, türkülerimizde, şarkılarımızda, musikimizde, nefeslerimizde, hilyelerimizde hep aşk-ı nebî’yi görürüz. Fuzuli, Anadolu topraklarının oluşumunu peygamber sevgisiyle izah etmiştir.

Meşhur Su Kasidesi’nde “Başını taştan taşa vurur gezer avare su” derken Fırat ve Dicle’nin deli deli akışını, bir an önce Sevgililer Sevgilisi Efendimizin (sas) ayaklarının değdiği mübarek topraklara ulaşmak için olduğunu ifade etmiştir.