ENG

IKSP

SERGİLER
YURTDIŞI SERGİLER

HATTIN SULTANLARI

İslâm kültür ve medeniyeti bir sevgi medeniyetidir. “Yaratılanı yaratandan ötürü sevmek” esprisi bu medeniyetin meş’alesidr. Büyük mistik ve düşünür İbn Arabî’ye göre varoluşun aslı sevgidir. Bu yüzden İslâm mimarîsi, musikisi, düşünce ve felsefesi, edebiyatı, güzel sanatları varlığı, hayatı ve insanı sevgi ekseninde ele alır.

İslâm felsefesinde Allah, âlemi ve insanı sevgi ve rahmetinin bir tecellisi olarak yaratmıştır. ‘Bir olan’a ulaşmanın yolu aşktan geçmektedir. Bütün yalvarış, yakarış ve niyazlar sevgiliyedir. O ise her yerdedir. Her şeyde izi görülmektedir. Aşkın yolu da çilelerle doludur. ‘Mutlak olan’a ulaşmak, vuslata ermek için başka bir yol yoktur. Yani hayat, mutlak olanı idrak etme, ‘birlik’te ebediyete erme mücadelesidir. Bu sebeple İslâm sanatçıları, Allah’a ulaşmak ve onun rızasını kazanmak için eserlerini sevgi teması etrafında şekillendirirler. İslâm hat sanatı (hüsn-i hat) da bu sanat türlerinden biridir. “Arap hattına” bağlı olarak doğmuş ve sonrasında İslâm toplumlarının ortak yazısı olarak “İslâm hattı” hâlini almıştır. Bağımsız bir sanat dalı olarak gelişmesiyle de güzel sanatlarımızdan birisi olmuştur. İslâm sanatlarının en önemli kollarından birisi olan hat sanatı, asırlardan beri İslâm toplumlarının kültür hayatında derin izler bırakmıştır.

Hüsn-i hat, estetiğin ve zarafetin kurallarına bağlı kalarak belli bir ölçü ve üslup içinde güzel yazı yazma sanatı olarak tanımlanmıştır. En güzel örnekleri, başta Kur’an-ı Kerim, En’am-ı şerif, hadis ve dua mecmuaları, ilmî ve edebî eserler, ayet, hadis ve hikmetli sözler, hilyeler, camilerdeki kubbe, kuşak, mihrap ve kitabe yazıları ile tuğra, ferman, berat gibi resmî yazılarla verilmiştir.

Yaklaşık beş asır hat sanatının merkezi olma hüviyetini elinde bulunduran Bağdat, bu üstünlüğünü Osmanlılar tarafından fethedilen İstanbul’a bırakmıştır. İstanbul, fetihten sonra ilim, sanat ve cazibe merkezi hâline gelirken, aynı zamanda Osmanlı hat sanatının teşekkül, olgunlaşma devrelerinin yaşanmasına ve bir Osmanlı hat üsl.bunun oluşmasına da zemin hazırlamıştır. İcazetli ustaların gözetiminde ve eğitiminde, bir usta-çırak ilişkisi ile öğrenilen ve kendi sınırları içinde yenilenen hat sanatı günümüze kadar gelmiştir.

Tüm İslâm sanatlarında olduğu gibi Osmanlılarda da hat sanatı diğer sanat dallarından üstün tutulmuş ve hat sanatçıları büyük bir saygınlık kazanmıştır. Hatta ve hat sanatkârlarına verdiği değer noktasında zengin bir mirasa ev sahipliği yapan Türkiye, İslâm ülkelerinde bulunan yazma eserlerin dörtte üçüne sahiptir.

Şiir ve musikide olduğu gibi hat sanatında da Osmanlı sultanları azımsanamayacak bir yetkinliğe ve ustalığa sahiptir. Hattat padişahların ve devlet büyüklerinin eserleri, onların kişisel hassasiyetlerini ve yönetim anlayışlarının ipuçlarını da yansıtır. Yani sanatkâr sultanlar ve devlet adamları kendilerini eserlerinde şifrelerler. Mimarî, musiki, şiir ve hat Osmanlı İslâm medeniyetinin karakterini yansıtan birer sanat dalıdır.

Mimaride görkem, enginlik, huzur ve sükunet esastır. Osmanlı mimarisi, kasvetten uzak bir atmosferde kendine getirir insanı. Musikide büyüklüğün ve iç huzurun insanı saran sesini duyarsınız. Klâsik Türk musikisinde coşku ve hüzün diriltici ve toparlayıcıdır. Musikiyle arınır ve tedavi olur insan. Şiirde gönül dile gelir, hayata aşkla yaklaşılır. Aşk vardır her daim her yerde. İbn Arabî’nin ifadesiyle “Biz sevgiden sudûr ettik / Sevgi üzerine yaratıldık / Sevgiye doğru yöneldik / Sevgiye verdik gönlümüzü”. Hat, gözü ve gönlü dolduran, somutla soyutu birleştiren, mesajla estetiği mezceden bir terkiptir, sentezdir. Hat sanatında madde, söz ve ses ortak bir kalıba dökülür. Yazıya dokunur, mesajı anlar, sesi duyarsınız. Bütün bunlar zarif ve estetik bir formla yapılır.

Bu güldestede yer alan eserler, Kutlu Doğum Haftası vesilesiyle 12 Nisan 2013’te İstanbul Ayasofya’da ve 18 Nisan 2013’te Ankara’da sergilenen eserlerden seçilmiştir. Sergide ve kitabın yayınlanmasıda katkı sunan kişi, kurum ve kuruluşlara en içten duygularımızla teşekkür ederiz.